Mecazlarla İlgili Söz Sanatları

51

Edebî sanatlar farklı biçimlerde sınırlandırılarak anlatılabilir. Biz edebî sanatları, “mecazlarla ilgili söz sanatları”, “anlamla ilgili sanatlar” ve “sözle ilgili sanatlar” olmak üzere üç baş­lık altında inceleyeceğiz. Bu yazıda sadece Mecazlarla İlgili Söz Sanatları ele alınacaktır. Söz sanatları ile ilgili diğer konular yani “anlamla ilgili sanatlar” ve “sözle ilgili sanatlar” için buraya tıklayınız.

MECAZLARLA İLGİLİ SÖZ SANATLARI

Mecaz; yol, geçecek yer, gerçeğin zıddı gibi anlamla­ra gelir. Bir edebiyat terimi olarak ise~mecâz; bir söz­cüğün ya da sözün asıl anlamıyla değil, bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek, yani asıl anlamının dışında bir anlamda kullanılmasıdır.

Bazı sanatlar mecaz anlamla ilgilidir. Bu nedenle onla­ra mecazlı sanatlar diyoruz. Mecaz sanatları sözün gerçek anlamı dışında kullanılmasıyla yapılan sanat­lardır. Mecaz, söze canlılık, çekicilik, güzellik ve daha etkili bir güç kazandırmak için yapılır. Dilimiz mecazlar bakımından çok zengindir. Bunun bir yansıması olarak mecazlı sanatlar edebiyatımızda çok kullanılmıştır.

Teşbih (Benzetme)

Değişik yönlerden benzerlik ilgisi bulunan varlık veya kavramlardan, nitelik yönüyle güçsüz olanın güçlü olana benzetilmesidir.

Gece gibi simsiyahtı gözlerin sevgili 
Nasıl da titrerdim baktığın zaman

Bu dizelerde, “sevgilinin gözlerinin renginin çok siyah olduğu” anlatılmak istendiğinden; gözler, geceye benzetilmiştir.

Bir teşbihte dört öğe bulunur:

  • Benzeyen: Benzerlik kurulan öğelerin, nitelik bakı­mından güçsüz olanıdır.
  • Kendisine benzetilen: Benzerlik kurulan öğelerin, nitelik bakımından güçlü ve üstün olanıdır.
  • Benzetme yönü: Benzerlik kurulan öğeler arasın­daki benzeşme ilgisi ve yönüdür.
  • Benzetme edatı: Benzeyenle kendisine benzeti­len arasında benzerlik ilgisi kuran edat ya da edat görevini üstlenmiş sözcüktür. Benzetmelerde ge­nellikle; gibi, kadar, sanki, güya, tıpkı, misal, andırır, adeta vb. sözcükleri kullanılır.

Örnek(ler):

Çocuklar,      kuşlar                gibi               uçuyordu    sevinçten
Benzeyen Kendisine Benzetme Benzetme
benzetilen edatı   yönü

Bu dizede, “çocukların çok sevinçli olduğu” anlatıl­mak istendiğinden, çocuklar, uçma yönüyle kuşlara benzetilmiştir.

Bir okyanus kadar derindir aşk dediğin 
Sevgiliye ulaşmak da var ulaşamamak da
  • Benzeyen: aşk
  • Kendisine benzetilen: okyanus
  • Benzetme yönü: derinlik
  • Benzetme edatı: kadar
Savrulur daldan düşen bir yaprak misali 
Mecnun Leyla’sından ayrı düşeli
  • Benzeyen: Mecnun
  • Kendisine benzetilen: yaprak
  • Benzetme yönü: savrulmak m
  • Benzetme edatı: misal

Benzetmede, her zaman dört öğenin bulunması gerekmez. Sadece benzeyen ve benzetilenle de benzetme sanatı yapılabilir. Benzetme yönü ve benzetme edatı bulunmayan bu tür benzetmelere “teşbih-i beliğ” denir.

Örnek(ler):

Nedendir de kömür gözlüm nedendir 
Şu gece ki benim uyumadığım

Bu dizelerde “göz” (benzeyen), “kömür”e (kendi­sine benzetilen) benzetilmiştir. Ancak benzetme yönü ve benzetme edatı kullanılmamıştır.

Karanfil oylum oylum 
Geliyor selvi boylum

Benzeyen: boy Kendisine benzetilen: selvi

İstiare (Eğretileme)

Sözlük anlamı olarak istiare, ödünç alma demektir. Bir varlığı ya da kavramı anlatmak amacıyla, ona ben­zetilen başka bir varlığın ya da kavramın adını, geçici bir süre için kullanmaktır. Yani, benzeyen ya da ken­disine benzetilenden birinin bulunmadığı teşbihe (benzetme), istiare denir.

Örnek(ler):

Şimdilik goncasın, güzelsin, şensin 
Geçer devran kalmaz eser güzelliğinden

Bu dizelerde sevgili (benzeyen) goncaya (kendisine benzetilen) benzetilmiş; ancak “sevgili” söylenmeye­rek istiare yapılmıştır.

İstiare, benzetme öğelerinden benzeyen ve kendisi­ne benzetilenin söylenip söylenmemesine göre ikiye ayrılır:

  1. Açık İstiare
  2. Kapalı İstiare

1) Açık İstiare

Benzetme öğelerinden, sadece kendisine benzetilenin söylendiği, benzeyenin söylenmediği istiaredir.

Örnek(ler):

Semadan damla damla hediyeler düşüyor 
Bağlara, bahçelere; yine mevsim sonbahar

Bu dizelerde yağmur (benzeyen) hediyeye (kendisine benzetilen) benzetilmiştir. Yani benzeyen (yağmur) söylenmeyip yalnızca kendisine benzetilen (hediyeler) söylendiğinden açık istiare yapılmıştır.

Beyaz bir yorganla örtüldü dağlar
Her yerde derin bir sessizlik hâkim

Benzeyen: kar (yok)

Kendisine benzetilen: beyaz yorgan (var)

2) Kapalı İstiare

Benzetme öğelerinden, sadece benzeyenin söylendi­ği, kendisine benzetilenin söylenmediği istiaredir.

Örnek(ler):

Sözlerin saplama kalbime ne olur 
Yetmedi mi bunca yıl kanattığın

Bu dizelerde sözler (benzeyen) “saplama, kanat­tığın” sözcükleri söylenerek oka (kendisine benzeti­len) benzetilmiştir. Yani kendisine benzetilen (ok) söylenmeyip yalnızca benzeyen (sözler) söylendiğin­den kapalı istiare yapılmıştır .

Yüreğim kanat çırpıyor maziye doğru
Gâh gülümsüyorum, gâh ağlıyorum

Benzeyen: yürek (var)

Kendisine benzetilen: kuş (yok)

Açık istiare ile kapalı istiareyi birbirine karıştırma­mak için şunlara dikkat etmek gerekir:

  Bir istiarede, kendisine benzetilen (benzetme­de nitelik bakımından üstün olan) söylenmiş­se, başka bir deyişle benzetme “açıkça” görü­lüyorsa o istiare, “açık istiare”dir.

  Bir istiarede, kendisine benzetilen (benzetme­de nitelik bakımından üstün olan) söylenme­mişse, başka bir deyişle benzetme “açıkça belli değilse” o istiare, “kapalı istiare”dir.

Teşhis ( Kişileştirme)

İnsan dışındaki canlı veya cansız varlıklara insana öz­gü nitelikler kazandırma sanatına “teşhis (kişileştir­me)” denir. Teşhiste insan olmayan varlıklar insan gibi düşünen, duyan, hisseden, tepki veren bir kişiliğe bü­ründürülür.

Örnek(ler):

Bir kardeş tesellisi verir bana aynalar
Cahit Sıtkı Tarancı

Şair bu dizede “aynalara”, insana özgü bir nitelik olan “teselli verme” özelliği kazandırarak onu kişileştiriyor.

Mahmur uyanır gölgede binlerce ziyâlar 
Çöller düşünür, gün düşünür, gölgeler ağlar

Emin Bülend Serdaroğlu

Şair bu dizelerinde, “ışığı” bir insan gibi uyandırıyor, “çölleri” ve “günü” bir insan gibi düşündürüyor, “göl­geleri” bir insan gibi ağlatıyor. Dolayısıyla ışığa, çölle­re, güne ve gölgeye insana özgü nitelikler yükleyerek kişileştirme sanatı yapıyor.

Haliç’te bir vapuru vurdular dört kişi 
Demirlemişti el kolu bağlıydı ağlıyordu

Attilâ ilhan

Şair bu dizelerinde vapura insana özgü bir durum olan “eli kolu bağlı olma” niteliğini kazandırarak teşhis ya­pıyor.

İntak (Konuşturma)

İnsan dışındaki varlıkları insan gibi konuşturma sanatı­na “intak” denir. İntak sanatının olduğu her yerde teş­his de doğal olarak vardır. Çünkü konuşan tek varlık insandır.

Örnek(ler):

Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna:
- Tenimde bir yara işler gibisin Titrerim rüzgârlar keder vermesin.

Ahmet Kutsi Tecer

Şair burada “dalıı konuşturarak intak sanatı yapmıştır.

Küçük bir çeşmeyim yurdumun Unutulmuş bir dağında 
Hiç eksilmeyecek suyum Yıldızların aydınlığında
Boyuna akar dururum

Cahit Külebi

Şair bu dizlerinde “çeşme”yi insan gibi konuşturarak intak (konuşturma) sanatı yapmıştır.

Konuşma, insana ait bir özellik olduğundan, intak sanatının olduğu her yerde doğal olarak teşhis sa­natı da vardır. Ancak her “teşhisle intak olmayabi­lir. Çünkü “intakla kişileştirilen varlığın “konuştu­rulması” şarttır.

Mecazı Mürsel ( Ad Aktarması)

Bir sözü benzetme amacı gütmeden başka bir söz ye­rine kullanma sanatına “mecaz-ı mürsel” denir. Mecaz- ı mürsel sanatı, günümüzde “ad aktarması” ya da “düz değişmece” sözleriyle de karşılanmaktadır.

Mecaz-ı mürselde iki söz arasın­da türlü ilişkiler bulunabilir.

Parça – bütün ilişkisi: Bir şeyin parçası söylenir, bütünü anlatılmak istenir.

Suhulet, Üsküdar’a yanaştı.

Bu cümlede Üsküdar sözcüğüyle mecaz-ı mürsel sanatı yapılmıştır. Üsküdar bir ilçedir. Suhulet adlı gemi onun sadece bir parçasına, iskeleye yanaş­mıştır. Burada bütün söylenmiş parça anlatılmak istenmiştir.

Neden – sonuç ilişkisi: Bir şeyin nedeni söylenir, sonucu anlatılmak istenir.

Tarlalarımıza bereket yağıyor.

Burada “bereket” sözcüğüyle anlatılmak istenen yağmurdur. Yani bereket sözcüğü “yağmur” yerine kullanılmıştır. Bilindiği gibi yağmur yağınca bol ürün elde edilir. Bir bakıma bol ürün elde edilmesi­nin nedeni yağmurdur. O hâlde, yağmur ve bereket sözcükleri arasında bir neden-sonuç ilişkisi vardır.

➥ Özel – genel ilişkisi: Özel bir durum söylenip ge­nel bir durum anlatılmak istenir.

Yokuşu çıkarken, altımdaki hayvan birden tökezledi.

Bu cümlede geçen “hayvan” sözcüğüyle anlatıl­mak istenen “at”tır. Genel bir isim söylenmiş, daha özel bir isim anlatılmak istenmiştir.

Yer – yönetim ilişkisi: Bir yer söylenip yönetim anlatılmak istenir.

Ankara, Kıbrıs konusunda yeni bir karar aldı.

Bu cümlede geçen “Ankara” sözüyle anlatılmak is­tenen, hükümet, yani yönetimdir. Burada yer söy­lenmiş yönetim kastedilmiştir.

Yön – medeniyet ilişkisi: Yön söylenip bir mede­niyet anlatılmak istenir.

Batı, insan haklarını her şeyin üstünde tutuyor.

Bu cümlede geçen “Batı” sözcüğüyle anlatılmak istenen “Batı medeniyeti, Batı uygarlığadır. Dolayı­sıyla burada yön ismiyle bir medeniyet anlatılmak istenmiştir.

Sanatçı – yapıt ilişkisi: Sanatçı söylenip yapıtı ve­ya yapıtları anlatılmak istenir.

Yahya Kemal’i okumayan bir kişinin Türk şiiri hak­kında eksik olduğunu düşünürüm ben.

Bu cümlede “Yahya Kemal” sözüyle onun şiirleri, yani eserleri kastedilmiştir. Burada sanatçı söylen­miş, onun yapıtları anlatılmak istenmiştir.

İç – dış ilişkisi: Bir şeyin, içindeki söylenip dışın­daki anlatılmak istenir.

Bu araba, Antalya’ya gidinceye kadar bir depoyu ancak bitirdi.

Bu cümlede geçen “depo” sözüyle anlatılmak iste­nen deponun içindeki “benzin” ya da “yakıttır. Dış­taki varlık söylenmiş içteki anlatılmak istenmiştir.

Yer – halk ilişkisi: Bir yer söylenip orada yaşayan halk anlatılmak istenir.


Ve böylece, bin dereden su getirdi İstanbul'dan gelen zevat
Sivas, mandayı kabul etmedi fakat

Nazım Hikmet Ran

Burada “Sivas” sözcüğüyle anlatılmak istenen Si­vas halkıdır. Dolayısıyla yer söylenmiş, halk anlatıl­mak istenmiştir.

Nicelik ilişkisi: Bir varlık, niceliği söylenerek anla­tılmak istenir.

Bu şirketi on milyona mı almış?

Bu cümlede “on milyon” sözcüğüyle mecaz-ı mür- sel yapılmıştır. Burada anlatılmak istenen on mil­yon liradır. Ancak asıl anlatılmak istenen sözcük onun niceliği söylenerek anlatılmıştır.

➥ Nitelik ilişkisi: Bir varlığın niteliği söylenerek o varlığın kendisi anlatılmak istenir.

Öğretmen çalışkanlara birer kalem hediye etti.

Bu cümlede kalem hediye edilen kişiler öğrenciler­dir. Çalışkanlık onların bir niteliğidir. Nitelik söyle­nerek asıl unsur anlatılmak istenmiştir.

Kinaye

Bir sözün, hem gerçek hem de mecaz anlamda anla­şılacak biçimde kullanılmasına kinaye denir. Ancak ’”kinayede sözün mecaz anlamı daha ön plandadır ve kastedilen de mecaz anlamdır. Deyimlerin ve atasöz­lerinin çoğunda kinaye vardır.

Öğretmenimiz, eli açık bir insandı.

Bu cümlede eli açık sözünde kinaye vardır. Çünkü bu söz, cümlede, hem gerçek hem de mecaz anlam­da anlaşılabilecek gibi kullanılmıştır. Yani cümlede, eli açık sözüyle, söz konusu kişinin gerçek anlamda “elinin açık durumda olduğu” değil; mecaz anlamda elinde olanı esirgemeyen, cömert olduğu anlatıl­mak istenmiştir.

Cep delik, cepken delik   
Kol delik, mintan delik                                                     
Yen delik, kaftan delik
Kevgir misin be kardeşlik

Bu dizelerde cep delik sözü ile gerçek anlamda “cebin delik olması” değil, mecaz anlamda cebinde parası olmamak anlatılmak İstenmiş; her iki anlamda da § anlaşılabilecek biçimde kullanılmıştır. Böylece “cep | delik” sözü ile kinaye sanatı yapılmıştır.

Tariz (Taş Atma)

Ta’riz; dokundurma, dokunaklı söz söyleme, sataşma, ilişme, taşlama gibi anlamlara gelir. Edebiyatta ise sö­zün gerçek ve mecaz anlamı dışında büsbütün tersini kastetmeye “tariz” denir. Tariz, bir kişiyi ya da durumu alaya almak, iğnelemek için sıkça kullanılan bir sanattır.

TERS ÖĞÜT DESTANI 
Bir yetim görünce döktür dişini
Bozmaya çabala halkın işini
Günde yüz adamın vur kır dişini
Bir yaralı sarmak için yeltenme

Huzûrf

Şair burada aslında söylediklerinin tam tersini kastedi­yor. Bu şekilde davrananları taşlıyor. Dolayısıyla ta’riz yapıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here